Hep aynı şeyi yaşıyor, hep aynı şeyi arıyoruz. Sevgi’den doğduk. Sevgi ile büyüdük. Biryerlerde Sevgi’yi kaybettik. Sevgi’yi arıyoruz!
Evimin heryerine Sevgi temalı yazılar asıyorum. Bakınca onlara bir gülümseme geliyor yüzüme. Herşeyi birleştiren bir sihirli kelime. Sürekli Sevgi’yi zikrediyorum.
Bir kitapçıya giriyorum, tüm bölümleri geziyorum, Sevgi konulu kitaplara daha fazla yöneliyorum. Sevgi hakkında yazılan herşey artı kredi ile kaydediliyor gönül muhasebeme. Hesapları tutturma çabasından her yerde Sevgi’yi arıyorum.
Ancak çok yorucu, çok sancılı bu arayış. Çünkü Sevgi öyle aranınca bulunmuyor ki. Onu bulmak için birşey yapmak nafile. Aramak kaybedilen birşeyi bulmak içindir. Oysa gerçekte Sevgi kaybedilmez, elan bizimledir. Işte budur arayışı sancılı ve zor yapan. Kaybetmediğimiz birşeyi aramak. Zaten orda olanı bulmaya çalışmak. Gel de çıldırma bunu yaşayarak.
İnsanız ya, yaşama dürtümüzle bir çözüm bulacağız bu duruma elbet. Bu yorucu savaşta galip geleceğiz bir şekilde. Acil bir çözüm geliştireceğiz. Bir bant yapıştıracağız bu sancıya ve en azından bir an hissetmeyeceğiz. İyileşme sürecine bağlı olarak belki çok uzun bir süre hissetmeyeceğiz.
Hissetmemek, uzun ve bilinmez bir yolda kılavuz olmadan yolunu bulmaya benzer. Dipsiz bir kuyunun içine iple sarkıtarak birini, kaybettiğin birşeyi aramak gibi. İpin ucundakine sürekli sorarak bulmaya calışmak gibi. “Gördün mü?”,“Orada mı?”, “Yaklaştın mı?”. Ancak yolun ortasında önce bir uğultu olur sesi inenin, sonra da tümüyle kaybolur. Ararken Sevgi’yi bir başkasıyla, kalakalırsın ortada bir başına.
Sevgi’yi kaybettiğini sanan insan böyledir. Başkası üzerinden arar ve sorar Sevgi’yi: “Sen gördün mü böyle bir davranış?”, “Sence bu davranışına göre beni hala seviyor mu?”, “Böyle yaparsam acaba Sevgi’sini yeniden kazanabilir miyim?”. Cevaplar gelir gelmesine ama, yolun bir yerinde, zaten başından beri bizi tatmin etmeyen bu cevaplar tıpkı kuyunun derinliklerindeki gibi anlamsız bir uğultu olur ve sonra da yok olur.
Sevgi elan bizimledir. Hakikat şu ki, içimizdeki rehber bunu bilir. Sevgiyi bulmak için tek yapmamız gereken bunu hatırlamak ve yeniden içimizdeki kılavuza dönmek ve ona yeniden güvenmeyi öğrenmektir. Ancak incinmekten korkan insan (yarasına bant yapıştıran insan) hissetmemeyi seçtiği için içindeki kılavuzu ve hislerinin bilgeliğini de uzun zamandır unutmuştur ve Öz-güvenini (özüne, kendine güvenini) kaybetmiştir. Sevgi’nin kılavuzu Özümüz ise Özüne inanmayan insanın hali haraptir.
Sevgi’nin hiçbir şart olmadan var olduğu ve onu sadece var olarak hakkettiğimiz gerçeği bazen cok fazla gelir insana. İnsan bu hakikati kolay kolay kaldıramaz. Kendi değerinin cok az farkındadır insan. Hep çalışır didinir hak etmek icin Sevgi’yi. Hak etmediğini düşünür, onu terk edeceğini düşünür. Ve bu korku ile güvenilmez addeder Sevgi’yi, koşullu addeder. Sevgi onu terk etmeden önce, bırakılmak korkusundan insan onu terkeder.
Sevgi’yi aramaya calışmak yorucudur. Çünkü o arayınca kolay bulunmaz. Kayıp birşey olmadığı için, onu bulmak için ‘aramanın’ da bir etkisi yoktur. Başka birşey gerekir Sevgi’yi bulmak için. Başka bir bakış gerekir. O zaman Sevgi hep orada olduğunu hatırlatır. Onu bulmak kendi değerini bulmak ve farketmektir birazda!
Bu yüzden Sevgi yazılı, Sevgi temalı herşeyi seviyorum. İçimde ifade edilemeyene bir kanal oldukları için. Bana Hakikat’i hatırlatıkları için.
3 yaş civarındayken bir kot elbisem varmış üzerinde “Love” yazan. Babam ve annem nasıl okunulacağını ve anlamını öğretmişler bana. Sorunca herkes “Love yazıyor. Aşk demek.” diye cevaplarmışım. Artık heryerde görsek de ve kimimize kabak tadı verdiyse de, üzerinde LOVE yazılı herşeyi seviyorum. Sevgi yazıları koyuyorum evimin heryerine. Sürekli Sevgi’yi zikrediyorum.
Canım kardeşlerim, bu yazıyı da Shakespeare’in Sevgi ile ilgili güzel bir alıntısı ile bitiriyorum.
‘O know Sweet Love, I always write of you
And you and love are still my arguments.
So all my best is dressing old words new. Spending again what is already spent
For as the sun is daily
New and old so is my love\still telling what is told.”
Türkçesi ile:
‘Ah bil ki tatlı Sevgili, hep seni yazarım.
Sen ve aşk halen benim iddialarımsınız.
Böylece bütün yaptığım eski sözlere yeni giysi giydirmek.
Harcanan birşeyi yeniden harcamak.
Güneş ki, günlük olarak yeni ve eskidir.
Benim de sevgim hala anlatılmış olanı anlatmaktadır.’
Sevgi, Sevgi, Sevgi ve hep Sevgi ile,
Pınar