Canım kardeşlerim,
Bu hayat oyunu sürekli ikilem perdelerinden ibaret olabilir mi? Bu doğruysa bu oyunu oynama becerisi, bu ikilemlerin arasında gidip gelirken tıpkı bir ip cambazı gibi dengeyi bulabilmekte olsa gerek.
Hayat oyununu oynamayı bırakıp seyrine daldığımda çoğu zaman bu ikilemleri görebiliyorum ve rolümü iyi oynamak için anahtarın dengeyi bulmak olduğu sonucuna varıyorum. Oyuncu olduğumda ise, seyirciyken vardığım bu sonucu unutuyorum ve bu ikilemlerin içine düşüyorum. Düştüğümde de kendime için için kızıyorum çünkü unuttuğum birşey daha var: Bu oyunda oyuncu olmak ve sürekli bir dengeyi ve ahengi bulmak öyle kolay bir iş değil! Mesela, birşeyi gerçekleştirmeyi çok isteyeceğiz, herşeyimizi koyarak, saatlerimizi günlerimizi vereceğiz. Ancak bu isteğimizin bir hırsa dönüşmesine ve kendimize ve başkalarına zarar vermesine izin vermeyeceğiz.
Bizi daha iyi insan yapan ve örnek olmamız için çabalama gücü veren egomuza yeri geldiğinde dur demeyi bileceğiz. Korkularımızı yenerek hayatı yaşamayı seçeceğiz ancak bunu yaparken orada olmasında bir hikmet olan korku hissimizin varlığını, sebebini iyi değerlendirip kendimizi ve ailemizi bize zararı dokunabilecek riskli şeylerden koruyacağız. Kulak vereceğiz güvendiklerimizin tavsiyelerine, bizi sevdikleri için, bize bunca yakınlıkları olduğu için, vardır bir hikmeti söylediklerinin diyeceğiz. Ancak bunları değerlendirirken onların da zaaflarını ve eksikliklerini hesaba katarak söylediklerini süzgeçten geçireceğiz.
Şefkatli olacağız ancak büyük resmi unutup merhameti bir acıma duygusu haline getirmeyeceğiz. Yardımcı olmak için can atacağız çok sevdiklerimize, ancak bu yardımımızın amacının ne olduğunu görerek bazen geri duracağız ve onlar yardımımızı istemediğinde bunu anlayışla karşılayacağız. Gerçek aşkı tatmak için kalbimizi sonuna kadar açacağız ama buna hazır olmadığımız bir zamanda da, bir süre kapatmayı ve onu onarmayı seçeceğiz. Kendimizi yok ederek bir başkasına adamış olduğumuz bir süre sonunda bu kadar sevme kudretimizi görüp kendi değerimizi anlayacağız.
Seveceğiz, öyle çok seveceğiz ki, onunla nefes alıp onunla yaşayacağız. Ama onun da özgür olduğunu bilip onu heran bırakabilecekmiş gibi bağlanmayacağız, sahiplenmeyeceğiz. Kendimizi sürekli sınayacağız. İrademizi güçlendirmek için kolayı değil zoru seçeceğiz. Ancak yeri geldiğinde de bir insan olduğumuzu hatırlayıp kendimize bir teneffüs vereceğiz.
Geçmişi ve geleceği şu ana çok taşımadan, anı yaşamaya çalışacağız. Ancak geçmişten gelen tecrübelerimizin bize bir rehber olması için onları unutmayacağız. Geleceği yaratabilmek için de hayal kuracağız. Anı yaşamak ve anda kalmak için bazen sadece olacağız. Sadece olmaktan başka hiçbirşey olmamıza gerek olmadığını hatırlayacağız. Teslim olacağız hayata. Onunla birlikte gelen sevinçlere, hüzünlere, değişimlere. Ama bu teslimiyeti bir atalet haline getirmeyip, hayat oyunundaki rollerimizi unutmadan karar ve sorumluluk alarak oyunu oynamaya devam edeceğiz.
Hayatı boşvermeyeceğiz, hakkıyla yaşayacağız ama ona da tek gerçekmiş gibi sarılmayacağız. Hayat oyunu bu! Bazen içine girip rolümüzü oynayacağız bazen de içine girmeden seyre dalacağız!
Evet, ne kadar zor bu oyunu oynamak değil mi canım kardeşlerim. Hayat oyunu veya yaşama sanatı bu iki ucun arasında gidip gelmek ve dengede durmaya çalışmak oyunu olabilir mi? Şayet hayattaki rollerimizi oynarken hep ip cambazları olduğumuzu hatırlarsak, içine düştüğümüz birçok ikilemimizi daha kolay çözebilir miyiz?
Düşerim diye korkmadan, hesaplı riskler alarak bir uçtan diğerine kolayca giderek, ne muktedir bir ip cambazı olduğumuzu bu yolda keşfetmemiz dileklerimle canım kardeşlerim.
Sevgi ile,
Pınar