Canım kardeşlerim,
Sizin hiç yaşamaktan hoşlanmadığınız, değiştirmek istediğiniz ve bunda zorlandığınız bir gerçeğiniz var mı? Öyle biraz eforla değiştirebilenlerden bahsetmiyorum. Yıllarca değişmeyen, bir huy haline gelmiş, kemikleşmiş, adeta bir parçamız olmuş gerçeklerden bahsediyorum. Her defasında bizi hazırlıksız yakalayan, bizi hiç terketmeyeceğini düşündürüp çaresiz hissettiren gerçeklerden.
Şimdi birçoğunuzun aklına bazı gerçeklerin gelmiş olabileceğini düşünüyorum ve belki de faresini sayfanın sol üst köşesinde bulunan kırmızı renkli butona götürerek bu yazıyı okumadan kapatmayı düşündüğünü de tahmin ediyorum. Ben de öyle yapardım. Öyleyse durun! Bu yazıyı bizim için yazdım.
Bu hayat oyununda çoğu zaman görmezlikten geldiğimiz ve tuzağa düştüğümüz birşey var. O da, hayatı ‘iyi’ ve ‘kötü’ olarak nitelendirdiğimiz tecrübelere ayırmak ve kötü olarak nitelendirdiğimiz hayatın geçici olduğunu düşünüp, iyi olan zamanları beklemek. Bu tuzağa düştüğümüzde zor gerçeklerimizle başa çıkmak için de aynı şeyi yapıyoruz. Onları hayatın kötü tarafı olarak görüp, olmamaları gerektiğini düşünüp görmezlikten geliyoruz. Biz görmezlikten geldikçe de hayat onları bize daha da görünür kılmak için daha güçlü mesajlar yolluyor. Taa ki bizim, onları kendi gelişimimiz için yaşamamız gerektiğini kabul edene kadar!
Birgün felsefe dersime gitmeden önce yine beni çok zorlayan bir tecrübe yaşadım. Bunun sonucunda yol boyunca kendimi yargılayan düşüncelere boğuldum. Ders başladıktan bir süre sonra, bir yerden okunan bir yazı benim hissettiklerime bir cevap oldu. Okunan şey özetle şunu söylüyordu: Hayatta yaşadığımız zorluklar onları aşmamız için bize verilmiştir ve bu zorlukların herbiri bizim ruhani transformasyonumuz ve gelişimimiz için bir fırsattır.
Bu daha önce duymadığım birşey değildi. Sadece benim için bunu hazmetme zamanı gelmişti. Sanki birisi birden yüzümde bir ışık yaktı. Sevinçle gülmeye başlamıştım. O akşam yaşadığım zorluğun sebebi de bu olmalıydı. Bu farkındalıkla, birden bir kabulleniş tecrübesi yaşadım. Ve bu kabulleniş ile birlikte bir minnettarlık. Bu zorluk benim ruhani aydınlanmam ve gelişmem için bana verilen bir hediye, bir fırsattı. Hayattaki zorluklar ise bana verilen bin hediye ve bin fırsattı.
Evet, hayat zorlukları iyi ki de seriyor önümüze. Çok sevdiğim Ralph Waldo Emerson’ın çok güzel bir sözü var: “Her duvar bir kapıdır.” Biz de gelen zorlukları kabullenerek, bize duvar gibi görünen engellerin hepsini bir bir fırsata çevirebilir miyiz? Kabullenmek ruhani transformasyon için önemli bir pratik ve bir anahtar bakış açısı olabilir mi?
Canım kardeşlerim, bu yazıyı güzel bir Mevlana felsefesi ile bitirmek istiyorum.
“Şu insanoğlu olmak, bir misafirhane olmak gibi. Her sabah yeni bir gelen.
Bir mutluluk, bir depresyon, bir kötülük, beklenmedik bir misafir gibi gelen bir anlık bir farkındalık.
Hepsini hoş ağırlayın ve hoş tutun. Şiddetle evinizi eşyalarından silip süpüren bir üzüntü kalabalığı olsalar da.
Yine de her misafire aynı misafirperverligi gösterin, onları gülerek kapıda karşılayın ve onları içeri davet edin.
Kim gelirse gelsin şükredin, çünkü herbiri uzaklardan bir rehber olarak gönderilmiştir.”
Mevlana
Sevgi ile,
Pınar