Canım kardeşlerim,
Şu zihin-vücut ruh üçlüsünün çalışması ve birbiri ile olan ilişkisinin altında bazı sırlar gizli olabilir mi? Bu üçlünün nasıl birlikte çalıştığını gözlemlemek ve bu konudaki farkındalığımızın artışı bizim için sihirli sonuçlar doğuruyor olabilir mi?
Mesela siz yüzmeyi ilk öğrendiğiniz zamanı hatırlıyor musunuz? Daha doğrusu suya güvendiğiniz ve teslim olduğunuz zamanı. Yanlış hatırlamıyorsam, benim yüzmeyi öğrenmem 11-12 yaşlarım civarında gerçekleşmişti. Her yüzme bilmeyen gibi, ben de yüzmeyi bilmemekten dolayı ve öğrenmek konusunda birçok korku ve endişe taşıyordum. Taa ki bir yaz, benim için yüzmeyi öğrenmenin zamanı gelene kadar. O yaz gerekli cesareti göstererek, ayaklarımı su seviyesine çıkardım, paletlerimi çırptım ve kolumu kıpırdatmadan su üzerinde kaldığımı gördüm. Ve bununla birlikte bakın başka neleri öğrendim ve hissettim:
- Vücudumun bunu yapabildiğini görmek çok hayret vericiydi. Ama daha hayret verici olan şey vücudumun bu işi neredeyse yok denebilecek kadar az bir çaba ile yaptığını görmekti.
- Suyun kaldırma gücünü keşfetmek çok güzel bir tecrübeydi. O zamana kadar bunu yapamamış olmamın tek sebebinin güven eksikliği olduğunu anladım. Bu çok keyifli bir farkındalıktı.
- Korkuya karşı gelmek (onu kabul etmemek, yok sayma ve kontrol etmeye çalışmak) ve korkuyu kabul etmek (orada olduğu gerçeğine teslim olmak) arasında bir anlık bir bakış açısı farkı olduğunu anladım. Korkuyu kabul ettiğim anda onun küçüldüğünü ve cesaretimin o işi yapabilecek kadar arttığını gözlemledim.
- Yüzmeyi, suyla ve onunla ilgili fikirlerimi ve korkularımı düşünmediğim bir anda, sadece kendimi ona bırakarak öğrendiğimi farkettim.
- Yüzmek için cesaretimi etrafımda başka biri olmadığında, kendimle yalnız kaldığım bir anda topladım.
- Kendimi ona bıraktığımda suyu sevdim. Ona üzerine bastığım toprak ve soluduğum hava gibi güvendiğimde, onları birleştirdim. Bir anda suyun bilgeliği, dinlendirici ve huzur verici sevgisi ile kuşatıldığımı hissettim.
- Suyu ilk sevdiğimdeki hislerimi kimseye anlatamadığımı, bunlar için sözlerin yetersiz olduğunu farkettim. Bu bana hayatta tecrübelerin kişiye özel olduğunu, bu yüzden başkalarının hislerini ve düşüncelerini kendimiz için de aynı kabul etmenin yanlış olduğunu anladım.
- Yüzmeyi öğrenerek yepyeni bir dünyayı, suyu ve denizi keşfettim. Üzerinde yürüdüğüm toprağın ve gökyüzünde seyrettiğim dünyaların dışında da bir dünyanın varlığını keşfettim. Daha ne kadar çok hayatlar olabileceğini düşündüm. Bu da bana her konuda kullanabileceğim yeni bir bakış açısı sağladı.
- Kendime güvendiğimde neleri yapabileceğimi görmek özgüvenimi artırdı. Artan özgüvenim ile hayatta korkmadan ve kendime güvenerek başka şeyleri de yapabileceğime olan inancım daha da arttı.
- Yüzmenin tadını aldığımda hayatta yaşayabileceğim ve keşfedebileceğim birçok başka keyifler olduğunu düşündüm. Bu da değişik şeyleri öğrenme ve deneme isteğimi artırdı.
Evet canım kardeşlerim, bu zihin-vücut-ruh üçlüsünün çalışmasını izlemek gerçekten de bazı sırları barındırıyor olabilir mi? Öyle ki hepsinin ayrı ayrı bir bilgeliği var ama onları birbirinden ayırmak mümkün değil. Birinin yaptığı birşeyden diğerinin etkilenmemesi mümkün değil. Ancak yaşarken bazen biri öne geçiyor bazen diğeri. Ve bize çok leziz tecrübeler yaşatıyor.
Yeni bir dil öğrenirken, vücüdumuzun çalışmamış yerlerini çalıştırırken veya sürekli çalışan birşeyi farkederken ruhumuzda yepyeni ufuklar açıyor olabilir miyiz? Vücudumuzda gözlemlediğimiz esneklikler, zayıflıklar, güçler ruhumuzdaki özelliklerin birer izdüşümü olabilir mi?
Vücudumuz ruhumuzu barındıran bir mabed ise, başka mabedler aramak niye? Cevaplar ve ihtiyacımız olan güç içimizde ise bunları dışarıda aramak niye?
Canım kardeşlerim, mabedlerimize iyi bakmamız ve saklı ödülleri bir bir keşfetmemiz dileklerimle.
Sevgi ile,
Pınar