Canım kardeşlerim,
Sezen’in “Farkındayım” adlı şarkısının ilk iki satırı şöyle diyor: “Ne yapsan olmuyor gözüm. Terketmiyor bizi hüzün.” İnsan düşünmeden edemiyor? Gerçekten de böyle mi? Şu hüzün biz insanları hiç terk etmez mi?
Dertlerin birini bitirip rahat ettiğimizi düşünürken bir bakarız bir başkası başlamaz mı? Bitirdiğimizi sandığımız bir dert sinsice bekleyip, aylar sonra bizi yine başka bir yolda yakalamaz mı?
Hayatımın belli bir döneminde çok sık duyduğum bir söz var: “Çile bitmez rengi değişir!” Belki de oyunun kuralı budur. Belki de hayat oyununda bizi kah sevindirecek kah hüzünlendirecek testler sürekli var olacaktır. Sezen’in dedigı gibi “Bir macera yaşamak dediğin.
Küçük zamanlar harmanı. Sevildiğin, üzüldüğün.”
Bu kabulleniş ve onunla birlikte elde edilen bu bakış açısı belki de mutluluğu yaşayabilme sanatının bir anahtarıdır. Hüzün olmasın, hüzün gitsin ve yeniden mutlu hissedeyim diye beklemek yerine, hüzünün bir test ve oyunun parçası olduğunu bilmek, bu perspektifle ona yaklaşmak önemli bir farkındalık ve mutluluğun anahtarı olabilir mi?
Yanlış anlaşılmak istemem, burada acıdan keyif almak veya hüzünle beslenmek değil anlatmaya çalıştığım. Dertlere bir ders, bir gelişim fırsatı olarak objektif bakabilmekten bahsediyorum. Bununla ilgili güzel bir felsefi alıntı söz söyle der. “Her zorluk bir ders içerir. Sen dramaya mı, yoksa derse mi odaklanacaksın?“
Hal böyle ise, varsın zorluklar karşımıza çıksın. Bir tatlı huzur gelsin her hüzünün ardından. Her çileyi dönüştürerek ondan bir ders çıkaralım. Bir daha geldiğinde de bir başka farkındalıkla bir üst kattan gülümseyerek bakalım. Babaannem sürekli bu hayat bir imtihan derdi. Şimdi görebiliyorum ki, bu hayat oyunu her karesinde sürekli test edildiğimiz bir oyun. Ancak test ediliyorken bunun farkındaysak o zaman çok daha güzel bir keyif söz konusu.
Evet bu yüzden belki de en sevdiğim şarkısı bu Sezen’in. Her okuduğumda, her satırını hep derin duygularla yaşıyorum. Sezen bu şarkısında bir de oyunun amacına dair de çok güzel bir hatırlatmada bulunuyor ve şöyle diyor: “Kazanmalı, kaybetmeliyim. Aşk uğruna harp etmeliyim. “
Neyse ki özümüzü arayış isteği içimizde saklı ve biz hepimiz hepimiz Aşkı arıyoruz ve onu zikrediyoruz. Ancak özümüzü keşfetme yolu sayısız ve çeşitli zorluklarla dolu. Bu sebeple biz bazen sancılı, bazen de keyifli olsa da özümüz olan Aşkı bulmak uğruna harp ediyoruz. Kazanmak için harp etmeliyiz. Kaybetmenin kazanmak, hüzünün mutluluk olduğunu görebilecek bakış açısını unutmamak için. Bunu bize unutturan tabiatımıza karşı harp etmeliyiz.
Canım kardeşlerim, bana bu hafta bu yazıyı yazdıran güçlüklere ve Mevlana’nın bu çok güzel alıntısına şükredererek sizinle bunları paylaşıyorum. Hiçbirimizin kaldıramayacağımız güçlükler ile karşılaşmaması dileklerimle.
“Hatalar Mükemmelligin aynalarıdır
Üzgün halimiz Güç ve Zaferin aynasıdır
Her zıt kendi zıtlığı ile kanıtlanır
Sirkenin ekşiliği balın tatlılığını ortaya çıkarır
Kim ki kendi hatalarını görüp de farkederse
O Mükemmele doğru zaten önemli bir yol almıştır
Sen kendini beğenmiş sersem!
Mükemmellik taklidi yapmaktan daha zararlı bir ruh hastalığı yoktur.
Bu kibiri kökünden atmak için gözlerin ve kalbin kan ağlayacaktır.”
Rumi