HAYALLERE DE, HEDEFLERE DE ULAŞILABİLİYOR
Expat hayata başlamış olanlar için en güzel sonuç, yolculuğun sonunda varmak istediğiniz yerde inebilmek. Bu kimimiz için tekneyle Dünya turu, kimimiz için sevdiği ülkenin, sevdiği bir köşesine yerleşmek demek.
Güler ve Kürşat Koçdağ için ise, Antalya’daki çiftlik evlerine yerleşip, hayatlarına doğayla başbaşa ama hayattan kopmadan devam etmek. En önemli ayrıntı ise, onların bu hayallerinin gerçekleşiyor olması.
Bu röportaj bir çiftin, aşk, sevgi, saygı ve el ele ileriye bakmalarının öyküsü bana sorarsanız. Onlarla konuşurken birbirlerine duydukları inancı ve sevgiyi hissetmemek imkansızdı. Gitmeye hazırlandıkları yoğun günlerde bana vakit ayırdıkları için ikisine de tekrar çok teşekkür ediyorum.
Dilek Ongan
Expat hayatınız nasıl başladı ?
Her şey Ankara’dan çıkışımızla başladı, İzmir’e gittik. Oradan İstanbul ve sonra 5 aylık bir İsviçre süreci. 1996’ya kadar Türkiye’deydik ama ben 92’den itibaren artık yurtdışına çıkmamız lazım demeye başlamıştım.
Neden yurtdışı ?
Philip Morris’e saha satış elemanı olarak girmiştim, ilk 6 yılımda çok hızlı yükseldim. Ama hedeflerimize ulaşmamız için yurt dışı tecrübemiz olması gerektiğine inanıyorduk.
İlk planımız Kazakistan’a gitmekti, şartları bize uygun görünüyordu. Tabii tek seçenek olarak bakmıyorduk. Planlarımızı şurası ya da burası olabilir diye kuruyorduk. O sırada Rusya’da Genel Müdürlük teklif ettiler. Olur mu?, Yapabilir miyim? derken, zaten bu işleri Türkiye’de yapıyorsun burası yeni bir alan burada çok daha başarılı olacaksın dediler. Böylece bizim expat hayatımız bir Nisan sabahı Moskova’ya inişimizle başladı.
Rusya’da nereden çıktı bu Türk demediler mi?
Çok küçük bir expat grup vardı. Bizim insanımıza benzeyen insanlar Rus’lar, çok problem yaşamadım. Avrupalı expatler arasında ‘Genel müdürümün Türk olduğunu söyleyince çok şaşırdılar’ diyenler oldu. Ama önemli olan onlarla ne savaşmak, ne de geri çekilmek, en önemlisi kendi zekamızı, becerimizi ortaya koyup başarılarımızla onlara parmak ısırtabilmek, olay orada bitiyor.
3 sene sonra Türkiye’de Genel Müdürlük teklifi geldi. Expat yaşama devam etmek istiyorduk aslında ama bazı tekliflere ‘Hayır’ denmiyor, bunun üzerine expat statüsünde Türkiye’ye geri döndük.
Türkiye’de 5 sene genel müdürlük yaptıktan sonra, Cem’in lise zamanı geliyor, üniversite yaklaşıyor, yurtdışına gitmek lazım diye düşünmeye başladık. Bölge başkanı ile konuşunca, önümüzdeki dönem böyle bir pozisyon olursa, teklif getireceğim dedi. Hoş bir şey, Şirket isteklerini duyuyor ve bunu da dikkate alıyor. Biz istedik böyle bir hareket yapmayı.
Niye Dubai’yi seçtiniz?
Biz seçmedik. Dubai’de yeni bir bölge yaratıyoruz, Ortadoğu Bölge Direktörü olarak gider misin dediler. Hemen cevap vereyim ‘Kabul ediyoruz’ dedim.
Öylece hemen...
Biz evde konuşuyorduk, bunun bir şekilde geleceğini biliyorduk, Ukrayna olabilirdi, Dubai olabilirdi. Belli yerler koymuştuk, burası olunca tamam dedik.
Ben kendi hayatımı dönemlere ayırıp planlamışımdır. İlk 20, 20-40 arası, 40-50 ve 50 sonrası olarak. Dolayısıyla 50’ye kadar şunları şunları yapalım diye planlamıştık. Bunların içinde en önemlisi, Cem lisesini öyle bir okusun ki üniversitesi de rahat olsundu. Bir de Mete’nin İngilizce’ye adım atmasıydı çünkü Türkiye’deki eğitim sistemiyle iyi İngilizce öğrenebilmenin mümkün olmadığına inanıyorum. Dolayısıyla bizim için çok iyi bir kazanım oldu. Tüm hedeflerimizi yerine getirmiş olarak buradan ayrılıyoruz.
21 sene boyunca Philip Morris gibi büyük bir Amerikan firmasında çalışmış ve Ortadoğu Bölge Direktörlüğü’ne kadar yükselmiş bir Türk’sünüz. Ne gibi zorluklar yaşadınız?
Açıkça söylemek gerekir ki ayrımcılık var, bu benim şirketimde varsa başka şirketlerde de vardır. Bu gözle görülür veya kanıtlanabilir şekilde olmuyor ama yükseldikçe alınan kararlarda o kişinin kaşının gözünün veya geldiği ülkenin önemi olduğunu görmeye başlıyorsunuz. Adam hiçbir teknik problem bulamadığında dönüp ‘İyice düşünmemiz lazım biz bu kişiyi bu görevde istiyor muyuz’ diyor.
Biz pratik zekası olan millettiz, bu da başkaları için ciddi bir tehdit unsuru olabiliyor. Çok çalışmak, hep daha iyisini yapmaya çalışmak ve Türk insanın becerisini, yaratıcılığını, zekasını kullanarak kendini işinde göstermesinin bu ayrımcılığı aşacağına inanıyorum.
Dubai’de son yıllarda Türk çalışanlara daha çok talep olduğunu düşünüyor musunuz?
Türk çalışanlara daha da çok talep olabilir ama bizim önümüzdeki en büyük engel, vize. Orta ve üst düzey çalışacak ve çok seyahat edecek yöneticiler için özel bir pasaport uygulaması yapılabilse, o zaman Türk insanına olan talep de daha çok artacak. Sadece bu yüzden Türk çalışan almayı istemeyen firmalar var.
Bu bölgede Türk pasaportu vermekle Avrupa’ya girerken Türk pasaportu vermek arasında fark var. Bu bölge bizim için daha avantajlı.
Expat yaşama başlasam mı diye düşünenlere ne söyleyebilirsiniz?
Kendi yaşamınıza koyduğunuz hedeflerle, expat hayat hedeflerinin birbirinden farklı olabileceğini düşünmüyorum. Expat yaşamı hayatın bir parçası olarak görmesi lazım. Hayatında başarılı olmuşsa, expat hayatta da başarılı olacak. Ülke dışına çıksak mı çıkmasak mı diyenlere tek cevabım var, ‘Çık tabii kardeşim! Çıkmamanın ne gibi faydası var’.
Ben ülkemden ayrılamam, ailemden kopamam yok mu bizim insanımızda?
Bizim kendi güvenlik alanımız var, onun içine kapanmışız. Dışına çıkmayı istemiyoruz, çünkü rahat geliyor. Yoksa daha çok şey yapman gerekecek. Bu bizi daha ileri götürecekse, niye çekiniyoruz. Başarılı olamama korkusu mu? Böyle bir korkunuz varsa bu korku Türkiye için de geçerli. Sen başarılı olamayacaksan Türkiye içinde de başarılı olamayacaksın, başarılı olacaksan yurtdışında da başarılı olacaksın hatta daha da başarılı olacaksın. Biz çok içine kapalı yaşıyoruz, bir tek Türkiye’yi görüyoruz oysa biraz Dünya’ya açılmamız lazım. Görüş açımızı genişletmemiz lazım. Mesela Türkiye’deki haberlere bakın, uluslararası kaç haber var.
Nitekim bizim çocuklarımızın bakış açılarında öyle değişiklikler oldu. Yurtdışı tecrübesi bu içe kapanıklığımızı açacak, kendimize daha güven duymamızı sağlayacak.
Genelde şöyle bir hedef var sanki, yurtdışına gideceğim, çok para kazanacağım. Ne diyorsunuz?
Hedef saptarken yanlış saptıyoruz. Belli kurallar var; hedef basit olamalı, erişilebilir olmalı ve karşılaştırılabilir olmalı. 50 yaşında hedefim, servetimi önümüzdeki 10 senede 300 milyar dolara çıkarmaksa, böyle birşey olmaz. Yakalanabilir hedefler koyacaksın ve peşinde koşacaksın, bunu yurtiçinde mi yaparsın, yurtdışında mı yaparsın, o sana kalmış.
Expat hayat illa çok para kazanmak anlamına gelmiyor, hedefleri düzgün koymak lazım diye düşünüyorum. Yurtdışına çıkmak hedefe ulaşmak için kullanılabilecek yollardan biri olmalı, bu seçeneği dışarda bırakmamak gerek.
Yaptığın herşeyin nedeni yapamadıklarındır. Yurtdışına çıkıp birşeyler yapıyorsan, Türkiye’de de bazı şeyleri yapamıyorsun demektir. Mesela 3,5-4 senedir buradayız, neleri kaybettik diye bakarsak. Türkiye’deki iş çevrelerinden, ailemizden uzaktayız gibi şeyler sayabiliriz ama burada elde ettiklerimizle karşılaştırınca kârdayım diye bakıyorum. Bu tür muhasebeyi her dönemde yapmamız gerektiğine inaniyorum.
Dubai’de ki iş hayatı çok kozmopolit. Bunun getirdiği sorunlar oluyor mu?
Maalesef! Philip Morris’te şirket iç kültürü vardır, politikaları, prosedürleri herşeyi yazılı çizilidir. Kendi anayasası vardır diyebiliriz. Buna rağmen buradaki işleyiş farklıdır. Çünkü ne kadar yazılı olursa olsun, işin ruhu ve işleyiş tarzı yine insanların elinde.
Mesela Hintlierle çalışırken ne yaparsanız yapın kast sistemine olan bağlılıklarını aşamıyorsunuz. Lokaller yapacakları işi seçiyor, aslında pek de çalışmak istemiyor. Diğer Araplar hem kendi işini yapmak hem de ofis de çalışmak istiyor. Asya’lıların farklı özellikleri var. Bu kadar çok millet ve kültür bir araya gelince de insan yönetimi çok daha zor hale geliyor.
Bir diğer konu ise insanlar arasındaki farklılıkların altının bu kadar kalın çizilmiş olması. Bunun üstüne de herkesin buraya belirli amaçla geldiğini koyunca, insanlar birbirlerinin üstüne basıp geçmede de çok rahat davranmaya başlıyorlar. Bu arada da bazı düşmanlıklar veya dostluklar ortaya çıkıyor, birbirlerini korumalar, birbirlerini desteklemeler. Bunlar normal şartlar altında da, organizasyonda göreceğiniz durumlar iken, bir de bunun üstüne sınıflandırma ve milliyet gruplaşmasi işin içine giriyor.
Mesela her memlekette şirket içi ‘pıs pıs’ vardır ama Türkiye’de de insanlar konuşur ‘şu şöyle oluyormuş’ filan der ama sonra gider kendi işine bakar. Dedikodular kendi işini yapmasından alıkoymaz, burda işini farklı yapmasına neden oluyor.
Yani burada kendi aralarında yarattıkları dedikoduya inanarak bana bunu yap demişti ama zaten gidecekmiş. Onun yerine şu gelecekmiş ben onun söylediğini yapayım mi diyorlar?
Aynen! Belki de o yüzden İngilizler bu bölgede işleri kontrol edilebilir küçük bölümler halinde vermişler. Türkiye’de birine şurayı topla dediğinde, bir tepsiyle gelir, toplar, gider. Rusya’da da bu böyledir. Avrupa’da ise burayı topla dediğin zaman toplama uzmanı geliyordur zaten. Burada ise şimdi git tepsiyi al gel, bardakları içine koy, şekeri de içine koy, onları da .... diye tek tek söylemen gerekiyor. Bunu iş hayatında yapmayı düşünebiliyor musunuz?
Dubai’deki olay şu; değişik kültürlerden, değişik altyapılardan insanlar bir arada olduğu için işler çok kolay yürümüyor, hayata değişik açılardan bakan insanlar bir arada yaşamaya çalışıyoruz.
21 senenin sonunda profesyonel iş hayatı ile ilgili olan hayallerinizi gerçekleştirip yeni hayallerin peşine gidiyorsunuz. Bu başarının sırrı , ne?
Başarının bir tane sırrı yok tabii, bence başarılı olabilmek için birkaç şeyin bir araya gelmesi lazım. Çok çalışacak ve hep daha iyisini nasıl yapabilirim diye soracaksın. Doğru zamanda doğru yerde olacaksın. Önsezilerine güveneceksin. İnsiyatif kullanacaksın. Şanslı olacaksın. Bir de her zaman birşeylerin ters gidebilmesi ihtimaline karşı hazırlıklı olacaksın.
Sonuçta biz hedeflerimizi gerçekleştirmiş olmaktan dolayı çok mutluyuz ama hayaller bitmiyor.
3 Erkeğin Arkasındaki Kadın
Rusya’yı duyunca sizin tepkiniz ne oldu?
Çok sevindim. O zamanlar Kazakistan’da bazı şeyler çok kısıtlıydı. Oğlumuz Cem’de 2.sınıfa geçmişti, Moskova her açıdan daha kolay olacaktı.
Rusya’da 3 sene kaldık, keşke imkan olsaydı da 2 sene daha kalabilseydik. İlk 3-4 ay zordu ama büyük şirketle hareket etmenin kolaylıkları da oluyor. Şirket rahatınızı sağlamak için bir takım ayrıntılara yardımcı oluyor. Sonra da uluslararasi kadın grupları, Enka ile gelmiş olan Türk hanımların oluşturduğu grup, Rusça dersleri derken benim günüm epey yoğun ve keyifli geçiyordu.
Üniversitede Rusça için hızlandırılmış kurs alıyordum, Moskova kültür, tarih ve sanat açısından çok önemli bir şehir. Konserler, baleler, sirkler, hayvanat bahçeleri hergün yapacak birşey bulmanız çok kolay.
Ama Eylül-Ekim gibi kar yağmaya başlaması ve Nisan’da hâlâ kar görüyor olmak insanı çileden de çıkarabiliyor.
Çocuklar başka ülkelerde yaşamaya nasıl uyum sağladılar?
Rusya’ya gittiğimizde Cem 7-8 yaşındaydı ve İngilizce bilmiyordu. İlk aylar okulda epey zorlandı, konuşmaya başlayınca rahatladı. Dubai’ye gelişimizde ise, Cem 13 yaşında bir ergendi ve arkadaşlarından ayrılmak, yeni bir ortama girmek, yeni okul ve arkadaşlar onu bayağı zorladı, sürekli şikayet ediyordu.
Nasıl çözüm buldunuz?
Anlayışla, sabırla yaklaşınca sorunlar daha kolay çözülüyor. Okulundan da çok memnun kaldı, kısa zamanda adapte oldu. Mete küçük olduğu için daha kolay oldu. İngilizce konuşuyor olmaları, farklı ülkelerden, farklı kültürlerden çocuklarla beraber olmaları tolerans ve özgüvenlerini geliştirip, Dünya insanı olmalarını sağladı diye düşünüyorum.
Komünikasyon araçlarının çeşitlenmiş olması özellikle internet de arkadaşları ile olan bağlarını Dünya’nın neresinde olurlarsa olsunlar koparmadan devam ettirmelerini sağlıyor. Bu da çok önemli bir avantaj.
Benim kariyerim ne oldu peki demediniz mi?
Vakıfbank’ta Dış İşlemler Müdürlüğü’nde 9 sene çok severek çalıştım. Çocuğumuz olmasını istedik, o zaman bir tercih yapmam gerekti. Ben buna fedakarlık olarak bakmıyorum, tercih meselesi. Kürşat çok yoğun seyahat gerektiren bir işe sahip, ben de aynı yoğunlukta çalışmaya devam edersem çocuğumuz bakıcının elinde büyüyecek diye düşündüm. Ailelerimiz de Ankara’da olduğu için onlardan da destek alamayacaktık. Sonuçta tercihimi çocuğumu kendim büyütmekten yana kullandım. İki işi bir arada götürebilen anneleri çok takdir ediyorum doğrusu. Ben de yapmak isterdim ama o zaman ki şartlarımız buna müsaade etmedi.
İçim rahat 2 çocuğumu da kendim büyüttüm, yanlarında olmayı tercih ettim, biz aile mutluluğumuzu böyle kurduk. Kürşat da aynı desteği bana verirdi. Bu konuda hiç problem yaşamadım. Zaman zaman özellikle çocuklar büyüdükçe birşeyler yapsam demeye başladım ama hobiler geliştirmek, hoşlanacağın şeyler bulmak da insana büyük keyif veriyor.