Ana SayfaGenel BilgilerTasinirkenDubai'de hayatEko DubaiDubai'de TurklerRöportajlarTatilMuzikSultans of DubaiSerbest KoseKermes ve Bagis KampanyasiKitap KulubuModaÇocuklar içinYemek tarifleriSeri IlanlarLinklerEnglishBize ulasin

Endonezya’daki Bir Yılımız

Evet tam 27 saatlik uçak yolculuğundan sonra Dubai, Colombo ve Singapur duraklarımızdan sonra nihayet Jakartaya geldik, aman Allahım bu ne yeşillik bu ne güzellik, doğa harika, Kahire’deki çöl ve hava kirliliğinden sonraki gördüğüm naturel yeşil HARİKA.. Bol bol parklarda yürüyüş yapabilirim artıkJ (Mı acaba??) 
Bizi karşılayan şirket yetkilileri havalanında bize çok yardımcı oldu, pasaport kontrolüne bile girmeden direkt çıktık. Bizi kocaman salon bir araba dışarda bekliyordu, tam otomatik kapıdan çıkarken kapı açıldı ama o neeeeee nefes alamıyorum imdatttttt, geri içeri girdim.. Çok sıcak, çok nemli. Hani o parkta yürüş hayallerim bir an suya düşmüştü. Ufff ne güzelde her yer yemyeşil ve hiç görmediğim bitkilerle doluydu…L Neyse arabaya koşar adımlarla bindikten sonra otelimize geldik ve ertesi günü hemen Martin işe gitti, ben malum otel odasında kaldım yine her zamanki gibi. Kahire'ye ilk gittiğim gibi, hiç tanıdık yok çevreden dünyanın öbür ucunda, cüce gibi gözüken, Bahasa dili konuşan, yabancıların ortalıkta pek gözükmedigi, her yerin yeşil olduğu, aslında çok iyi bakıldığında o yeşillik olmasa binaların ve evlerin çok çirkin dikili olduğu gözüküyordu. Ilk gün otel odasında kaldım, nasıl olsa Martin odaya gelip dışarı çıkardık, ofis numarasını bilmiyordum ilk gündü cep telefonu o zamanlar yaygın degildi. Eeee bekle bekle Martin de telefon etmiyordu, insan bir telefon edip ilk izlenimlerini verir değil mi?? Çok kızmıştım, belki de yeni iş ve yeni bir ortama girdiği için o da unutmuştu... geç oldu saat 20:30 adam hala ortalıkta yok.. neyse sonunda 21:30 gibi geldi, kafası biraz karışıktı, işyeri çok yeniydi ve açılış yapacaklardı, tabii hiçbirşey yerine oturmuş değildi.. Bu belirsizlik ve bekleyiş ile otel odasında 2 ay geçtikten sonra sonunda evimize geçebileceğimiz haberi geldi. Artık bende tek başıma dışarı çıkabiliyordum, taksiler her ne kadar çokta güvenilir gibi gözükmese de en azından klimalı ve taksimetre çalışıyordu, ama başka çarem yoktu yoksa otel odasında tıkalı kalamazdım.

Dışarı çıkıyordum bol bol yakındaki alışveriş merkezine gidiyordum. Kaldığımız otel şehir merkezine çok yakındı, İngiliz, Fransız, ünlü Soho mağazalarına, Grand Hyatt Oteli ve bütün fast food courtlarına yakındı.. ama yürümek bazen imkansızdı. Her ne kadarda olsa beyaz ve tek bayan olarak yürümekle ne kadar güvendeydim bilmiyordum ki. Neyse birgün Martin işten erken gelmiş ve Mcdonald yemeye karar verdik, 5 dakikalık bir yürüyüştü. Tam yürürken karşıdaki yolda kocaman, gri renkte bir hayvan gördüm Martin’e ‘bak tavşan mı, o ne?’ diye sordum Martin’de gülerek ‘Hayır o Sıçan! ‘dedi. Aman Allahım o ne büyüklük öyle buradaki kediler cılızdı galiba sıçanlar kedileri yiyiyorduJ Trafik tam bir felaketti Martin’in şirketine her ne kadar yakın otursak da bazen gitmek 45 dakikamızı alıyordu. Artık kulübün fitness salonuna da gidip gelmeye başlamıştım, şirket araba ve şoförde vermişti ve sonunda kendime iş de buldum.. Bir ingilizce kursu veren merkezde öğretmenlik yapmaya başladım. Modern ingilizce, sekreterlik, Turizm sınıflarım vardı. Hergün çalışır oldum, benim için de iyi oluyordu. Türk elçiliğine gidip kendimi tanıtmıştım zaten toplam 6 kişi çalışıyorlardı. Bir ara zamanın başbakanının Jakartaya seyahati döneminde yardım bile ettim elçiliğe, pek Türk yaşamıyordu, tek tük iş adamı vardı. Oturma vizemi hala beklediğimizden her 60 günde bir en yakın ülke olan Singapura çıkış yapmak zorundaydık, pek de şikayet etmiyordum bu durumdan aslında.. Singapur modern, pahalı ve temiz bir şehirdi!!  Ünlü Santosa adasına da gitmemezlik edemezdik ya da Orchid Caddesin’deki mağazalara uğramamazlık yada tek tük elektronik eşya almamazlık edemezdikJ Endonezya yada Singapur’da Mansoon dönemini unutmamak gerek, günlük güneşlik iken 5 dakika içinde toplanan kara bulutlar ve bardaktan boşanırcasına dökülen yağmur…. zamanım varsa kesin balkonuma çıkıp yağmur duşu almaya bayılırdım zaten hava ılıktı.. Gece bir yere giderken saat 20:00 köşe başlarında dolaşan travestileride unutmamak gerektiJ, hele çoğunlukla sahiplerinin Çin’li olduğu restoran clubları da unutmamak gerekti, iyi ticaretçiydi Çinliler, ama senden de çok şey beklerlerdi ve çok çalıştırırlardı. Arada eşimin çalıştığı cluba giderken karşılaştığım Çin’li gençlerin 1km ilerden bile görebileceğin sırf pırlantadan yapılmış saatlerini görmemezlik olmazdı.  Ülkenin 3% gibi bir nüfusunu orta kesim oluştuyordu ya zengindin yada fakir, yaa büyük villalarda yaşardın yada tahta, metal ne bulduysan oluşturduğun tek odalı evlerde. Arada şoförün kestirme diye girdiği sokaklarda görürdüm çıplak ayaklı çocuklar ve genel olarak kanalizasyonun açık olduğu bir şehirdi Jakarta. Ülke olarak 13.000’e yakın adacık ve 300 milyon nüfuslu bir ülkeydi Endonezya. Eşimi de pek göremiyordum aslında, işi çok ağırdı, sabah 08:00 de gidiyor ve gece 02:00 lerde geliyordu. Ben iş yerine gidip görebiliyordum ancak. Nereden nereye ardından gelmiştim ama birlikite zaman bile geçiremiyorduk üstüne üstlük yeni evliydik. İzin günlerini bile kullanmıyordu, çok iş vardı ama nereye kadardı bu… taki Mısır Hurhgada’dan iş teklifi gelene kadar... Kızıldeniz’in üstünde kurulu olan yeni açılacak olan bir oteldi gelen iş teklifi ve kabul ettik. Ben sevinçle toplanıp gideceğimiz günü dört gözle bekledim.. Çok değişik bir tecrübe olmuştu bizim için Jakarta ve sonunda biletlerimizi almış yine taşınıyorduk ama mutluyduk çünkü bildiğimiz bir ülkeye geri dönüyorduk. Sevgiler Derya Lount