Yıl
1981, Dubai’ye geldiniz, ilk günleriniz nasıldı?
25 Mayıs 1981’de ilk oğlumuz Haluk’u doğurduktan 3 ay sonra Dubai’ye
geldim. O zaman kimse Dubai’yi bilmiyor, uçaktan indik ve Aman Allah’ım yüzümüze sanki
fön makinesi tutuyorlar, öyle bir sıcak.
Şirket bize bir apartman dairesi verdi, orada kalıyoruz. İlk sabah bebeğim kucağımda
camdan dışarı bakıyorum, uçsuz bucaksız bir çöl, etrafta başka bina yok,
yeşillik yok, ben neredeyim diye çok şaşırmıştım. Daha o şaşkınlığı
atmadan ertesi sabah Kerem işe gitti. Hayatı boyunca okumuş olan ben, kucağındaki çocuk ağlasa
ne yapacağını bilmez bir halde tek başıma kaldım.
İlk günler böyle geçti zaten bebeğe alışma
devresi var, bir de yeni bir ülke ve hiç bir şey bilmiyorsun. Sonra 2. oğlumuz Necip doğdu. O dönemde
bugünkü gibi yardımcı bulmak da kolay değil, soracak kimse yok, organize edecek acente yok. Bir tane
İskoçya’lı komşum vardı, tüm bilgileri ondan alıyordum.
Hayatınız nasıl peki o
dönem Dubai’de?
Benim hayatım çocuklara odaklanmış vaziyetteydi. Çok zorluk çektim,
ev işi, 2 çocuk, araba yok, tanıdık yok. Eşim İngiliz bir firmada çalışıyor,
oradakilerle arada sırada görüşüyoruz o kadar.
Sonra hayat kolaylaşmaya başladı, havuzlu bir villaya taşındık,
arabam oldu, etrafı öğrenmeye başladım, çocuklara bir oyun grubu ayarladım böylece
diğer annelerle konuşma ve bilgilenme fırsatım oldu.
Siz okuldan çıkıp gelmiş gencecik bir kadın olarak ne hissettiniz?
Ben o sırada Teknik
Üniversite’nin mimarlık bölümünden mezun olmuş, masterımı yapmış,
üniversitede çalışıyordum.
Hayat kolaydı ama anlamsızdı, Türkiye’deki zorlukları yaşamıyorduk ama hayata
renk katan dostluklar, kültürel, mesleki konuşmalar yoktu. Bunların çok eksikliğini çektim.
Sadece anneler, çocuklar ve eşimin işi dolayısıyla tanıdığımız birtakım
insanların içindesin. Bu arada Türk olarak da sürekli kendini ispat etmek zorundasın. Beni çok
rahatsız eden şeylerden biriydi bu.
İkincisi ise, 2 çocuk yetiştiriyorum ama hep boşluktayım, kendime ait hiç bir şey
yapamıyorum ve kendimi geliştirecek bir şey yapmalıyım diye hissettim.
Ne yaptınız peki?
Art Center’a yazıldım
çeşitli dersler aldım o arada evde de boyama, perspektif gibi dersler vermeye başladım. Okuldan
gelen bir alt yapım da olduğu içi tüm bilgileri kombine edip değişik teknikler geliştirdim.
Evdeki kurslar bana iyi bir çevre kazandırdı. O arada kendi yaptığım takıları takıyordum,
herkesin ilgisini çekmeye başladı.
O arada biz Abu Dhabi’ye transfer olduk, ben de daha çok takı üzerine yöneldim. 5 senenin
sonunda Muscat’a taşınırken takı konusunda bayağı isim yapmıştım.
İş
hayatınız devam etti mi?
Çocukların adaptasyonu, ev bulmak, yerleşmek filan biter bitmez ben yine takı işini ön
plana çıkardım. Diğer konsolosluklar çok yardımcı oldu promosyon yapmakta, bir kaç
galeriyle de çalışmaya başlamıştım.
Oradan sonra tekrar Dubai ve 4 senenin sonunda Kerem
Beyrut’a tayin oldu, ben burada kalmayı tercih ettim. Sonra Doha’ya taşındık. Bu taşınmalar
sonucu çocukların okulları problem olmaya başladı. GCC sistemi ile İngiliz sistemi arasındaki
farklılıklardan etkilenmemeleri için İngiltere’ye yatılı okula göndermeye karar
verdik. 14 yaşındaydılar ve hepimiz için çok zor birşeydi.
Dubai’ye tekrar döndüğümüzde ise çocuklar
üniversite seviyesine gelmişlerdi. Şimdi ise üniversitelerini bitirip yuvaya döndüler ve burada
çalışmaya başladılar. Bu sefer karşımızda yetişkin kişiler var, bambaşka
birşey yaşıyoruz.
Çocuklar
Dünya vatandaşı oldular mı?
Dünya vatandaşı olmak bence kolay adapte olmaktır. Bu yetiştirmekten
kaynaklanan birşeydir, ben Türkiye’de de de olsak öyle yetiştirmek isterdim. Çocuklar nereye
gitseler yapabilirler diye düşünüyorum. Şimdi buraya geldiler, burada çalışıyorlar.
Beraberiz, o çok keyifli tabii. Eskiden bu kadar çevreleri de olamıyordu ama şimdi onların yaşıtları
da çok. Çocuklar burada yaşamaktan memnunlar ama herhalde sonuçta Türkiye’ye dönerler,
İstanbul’u çok özluyorlar.
Abu Dhabi mi Dubai mi?
Ben her zaman Dubai’yi tercih ettim, bence o farklılık
İstanbul’la Ankara gibidir. Biri daha sosyal biri daha devlet ağırlıklı. Burada yapacak çok
şey var, hergün alışveriş merkezinde değilim ama biliyorum ki var. Ben burayi İstanbul’a
çok benzetiyorum, renkli, hareketli. Ama Abu Dhabi hala çok daha arkadaşlık doludur. Burada kimseyi
tanımıyorsan yalnızsındır ama Abu Dhabi’de çok gruplar vardır.
‘Women’s in Abu Dhabi’
diye bir grup var mesela, herkesin ilgisini çekecek gruplar var. Burada ise daha küçük gruplar var,
petrol grubu, Lübnanlı hanımlar grubu gibi. Abu Dhabi’de ise herkese açık gruplar vardır.
Geçmiş Dubai ile bugünkü Dubai’yi kıyaslarsanız hangisini tercih edersiniz?
Geçmişi daha
çok tercih ediyorum. Daha insana dayalıydı, daha çok dostluklar vardı, şimdi herşeyi
çok extreme buluyorum. Evde parti yapınca herşeyin en iyisini yapman lazım, normal birşey yok,
catering yapılıyor. Herşey o kadar mükemmel olmaya başladı ki, normalliğini yitirdi. Eskiden
nereye gitsen tanıdığın biri çıkıyordu.
Dubai için mimarların cenneti deniyor, hayallerini gerçekleştirebilecekleri
yer olarak görülüyor, burada mimar olarak çalışmayı hiç düşünmediniz
mi?
Çocuklar
yuvaya başladıklarında ciddi olarak düşündüm ancak benim zamanımda başlama noktası
çizimcilikti, büro açmak gibi bir olanak yoktu, kanunlar uygun değildi. Ikincisi eşimin sürekli
transfer olacağını biliyordum, bir mimarin yanına girip 2-3 bin dirhem için kendimi harap etmeyi
istemedim. Şu anda tabii ki mimarlarin cenneti. Şimdi ise ben bambaşka bir yerdeyim. Tabii mimar olmamın
şu anda yaptığım işte çok büyük etkisi var, bakış açısı,
görüş değerlendirme, proportion.
Bu bölgede sanat ağırlıklı iş yapmak nasıl?
Ben zorluk çekmedim.
Fakat ben yapı icabı çok çalışmayı seven bir insanım, kolay diyebilirim ama hitap
ettiğiniz zümreyi çok iyi bilmeniz lazım. Kime ne hitap ediyor bilmek lazım, ben bunu sırf
para kazanmak için yapmadım, hem keyif alayım hem de bunun bana bir getirisi olsun dedim. Amaç para
kazanmak olsa başka alanlardan daha çok para kazanabilirdim. Ama şu anda sevdiğim işi yapıyorum.
Takıda da yine tutup bambaska bir tarz benimseseydim, şimdi ki modern takılara yönelik çalışsaydım
daha çok insana hitap edebilirdim ama ben belli bir zümreye belli birşeyi seven insanlara hitap ediyorum,
bunu sevenlerden de zevk alıyorum onlar da benim dostum oluyor.
Eşlerimizin işleri dolayısıyla buradayız, insanin
kendini çok sevdiği bir şey bulup ifade etmesi en rahatlatıcı yol gibi görünüyor,
ne dersiniz?
Onda başarılı olabiliyorsun, başka biri şunu yap dediği için değil kendin
istediğin için. Hep onu söylüyorum her ülkede yapılacak bir şey bulunabilir. Burada da
Tr’deki kadar olmasa da sanat merkezleri, tarih grupları ve yapılacak çok şey. Hele şimdi.
Ben hepsine çalışmalarını, sosyal olmalarını tavsiye ederim ki hem tanısınlar
hem de tanıtsınlar. Çocuklarımızı da ona göre yetiştirmemiz lazım.
Bizim burada
lokallerle bir ortak yaşamımız yok, sizce bu bizden mi kaynaklanıyor?
Yok, bu onlardan kaynaklanıyor ama değişik ülkelerden insanlarla tanışmakta
fayda var. Benim gördüğüm kadarı ile herkes kendi kabuğuna çekilmiş vaziyette yaşıyor,
bir kere zaten herkesin eşi yabancı firmalarda onlarla tanışmak, bireysel arkadaşlıklar kurmak,
çocukların okullarından arkadaşlar edinmek çok önemli. Hep aynı topluluk içinde
kalmamaya, değişik gruplar içine girmeye çalışmakta fayda var.
26 senedir Türkiye ile
ilgili negatif şeyler olduğunda nasıl kendinizi savundunuz?
Benim inandığım ve herkese tavsiye edebileceğim
şey şu; her bir ferdin elçi görevi yaptığını düşünüyorum. Bizlerin
Türk olarak her şekilde memleketimizi prezante etmemiz lazım, o elçiliğin görevi bana ne demekle
olmaz. Her yaptığımı en iyi şekilde yapmaya, örnek olmaya, kapımdan giren herkese aynı
sevgi saygıyı göstermeye çalışıyorum. Ne bileyim, kendimi memleketimi temsil ediyor olarak
görüyorum ve ülkemizle ilgili konularda da çok bilgili olmak lazım diye düşünüyorum.
Çünkü o zaman yanınıza düşen herhangi bir insanın Türk olduğunuzu duyunca
sorduğu Kürt meselesi, Ermeni meselesi gibi sorulara cevap verebiliyorsunuz.
Memleketimizi en iyi şekilde savunabilmemiz lazım, agresif olmadan,
objektif olarak. O negatif imajı değiştirmemiz kişiden başlıyor. Bu çok önemli bir
konu, her tip sualle karşılaşıyoruz, kendinden çok efor veriyorsun ama buna değer bence.
Türkiye’de ki gündemi
bilmek, İngilizce bilmek ve izah etmek şart. Tarihi bilmek de çok önemli, genel bir bilgi edinmek, fikir
sahibi olmak lazım. Bir de onların tarihini bilmek çok önemli, çünkü sanki başkasının
tarihinde hiç yokmuş gibi hep biz yapmışız gibi konuşuluyor. Sonra bir de bütün
müslümanlar bu 11 Eylul olayından sonra kafa kesen kişi konumuna düştük. Kaç defa
beni arkadaşlarına tanıtan kişiler, ‘Oytun Türk ‘ama’ çok iyi bir kişi’
diye prezante ettiler. Hep bir ‘ama’ var. O çok korkunç. Ona çok şaşırıyordum.
Bizim ülkemize gelene kadar bizim hakkımızdaki imajları çok farklı. Tanıtmak şart!
Sizin için
gelecek nasıl görünüyor?
Ben herşeyi geldiği gibi kabullenmeyi öğrendim. Tam bir yere alışıyorsun,
arkadaşlarınla aran iyi, işinde zirvedesin... Kerem gelirdi, gelecek ay bilmem nereye gidiyoruz derdi, üstelik
öyle yaz tatili, paskalya filan beklemeden iki dönemin ortasında bir transfer.
Abu Dhabi’ye transfer oldugumuz zaman çocukları
okuldan almaya gittim, dönüşte evi bulamadım. Herşey o kadar hızlı oldu ki, nerdeyim ben
diye şaşırıp kaldım. Onun için gelecek için çok fazla plan yapmıyorum.
26 yıldan sonra bana farketmiyor,
gittiğim yere adapte olurum. Nerede olursam olayım, işimi yaparim ya da yapacak birşey bulurum diyorum.
Kesinlikle pozitif bakmak gerekiyor, orasıymış burasıymış, onu bulamam bunu bulamam, 80’lerde
ki sıkıntılı zamanlarda bile en iyi şekilde nasıl değerlendirebilirim diye baktım.
Hep yapacak birşey bulmak lazım,
benim hiçbir günüm ne yapsam diye geçmedi, hep ya bir listem ya da dosyam vardır. Birisine yetiştireceğim
birşeyler vardır, yoksa da yaratırım zaten. Hayata bağlanmayı ve sosyalleşmeyi sağlayan
bir şey bu. Değişik insanları tanımak keyif verici, farklı ülke kültürlerini
tanıyorsunuz, her ülkenin kendine göre bir davranış şekli var, bizim de Türk alınganlğını
kaldırmamız lazım mesela, direkt olmak zorundasın. Daha net olmak zorundasın, zaman içinde
kapılıyor tabii ama ben kendimi onlara benzetmeye çalışmadım, birisi gelirse yine Türk
usulü karşılıyorum. Sınırlı zaman içinde ayıp olmasın filan gibi şeyleri
kaldırmak lazım rahat ederek her dostluğu devam ettirmek lazım.